T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Tunceli Pülümür Yatılılı İlköğretim Bölge OkuluT.C. Milli Eğitim Bakanlığı Tunceli Pülümür Yatılılı İlköğretim Bölge OkuluT.C. Milli Eğitim Bakanlığı Tunceli Pülümür Yatılılı İlköğretim Bölge OkuluT.C. Milli Eğitim Bakanlığı Tunceli Pülümür Yatılılı İlköğretim Bölge OkuluT.C. Milli Eğitim Bakanlığı Tunceli Pülümür Yatılılı İlköğretim Bölge OkuluT.C. Milli Eğitim Bakanlığı Tunceli Pülümür Yatılılı İlköğretim Bölge OkuluT.C. Milli Eğitim Bakanlığı Tunceli Pülümür Yatılılı İlköğretim Bölge Okulu
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
...::: REHBERLİK :::...

SINAV KAYGISINDAN KURTULMANIN YOLLARI Yukarı Yukarı

            Değerli öğrenciler, hayatınıza yön verecek sınavlara adım adım yaklaştığınız şu günlerde yoğun bir çalışma temposuyla birlikte çeşitli duyguların ve çatışmaların etkisi altındasınız.’’Acaba sınavda başarılı olabilecek miyim;sınavı kazanamazsam ailemin ve çevremin yüzüne nasıl bakabilirim’’şeklindeki yersiz kaygı ve negatif düşüncelerin etkisiyle; içinde bulundunuz negatif durumdan kurtulmak, yine sizlerin mantıklı düşüncelerinizle mümkün olacaktır.
Yıllarca emek ve çaba sarfederek belirlemiş olduğunuz hedeflere ulaşmak istemeniz kadar doğal bir şey yoktur.Belki de sınav sonucunda yıllarca hayalini kurduğunuz bir limana demir atmış olacaksınız.Elbette sınav da başarılı olmak her insanın arzu ettiği bir durumdur.Şu gerçekte unutulmamalıdır ki;hayattaki her şeyi sınavı kazanmaya bağlamak doğru bir düşünce değildir.Sınavın sadece hayatınızda belirlemiş olduğunuz hedeflerden bir tanesi olduğunu;alınacak her türlü sonuca rağmen hayatın devam ettiğini unutmamalısınız.
İnsanların içlerinde yaşattıkları kaygıların nedeni genellikle bilinmeyen korkulardan ve kendilerine olan güvensizliklerinden kaynaklanır.Sizler ise içinizde yaşattığınız kaygının nedenini biliyorsunuz.O halde ondan niçin korkuyorsunuz.Bırakın siz sınavdan değil; sizin gibi öğrencilerle karşılaşacağı için sınav sizden korksun...Yeter ki kendinize olan güveninizi hiçbir zaman kaybetmeyin.Kendisine olan güvenini kaybetmiş olan bir insanın hayatta başarılı olabileceğini düşünmesi hayalden öteye geçmez.Şunu bilmelisiniz ki belirlenen bütün hedeflere insanın her zaman ulaşması mümkün değildir.Sınav ise belirlediğiniz hedeflerden sadece bir tanesidir.Bunun dışın da göremediğiniz o kadar çok hedefleriniz vardır ki....Bu hedefler zamanla ortaya çıkacaktır.Sınavı hiçbir zaman hayatınızın tek hedefi olarak görmeyin.
Hayatı hiçbir zaman tek taraflı olarak düşünmeyiniz.Acısıyla,tatlısıyla hayat bir bütündür.Her olumsuz durumda iyi bir yön bulmaya çalışın.Gelecek sizin geleceğinizdir.Hiçbir kimse sizin adınıza geleceğinize yönelik karar verme yetkisine sahip değildir.Hani bir söz vardır;’’hangi limana gideceğini bilmeyen gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez.’’Yeter ki kendi yetenekleriniz doğrultusunda demir atacağınız limanı belirleyin.Bu limana ulaşmak için kendinize güvenin ve sakin olun.Belki de sınav sonucun da demir atmış olacaksınız.Demir attığınız bu liman yıllarca sizlerin hayallerini kurduğunuz liman olacaktır.Şunu da unutmayın ki karşılaşacağınız her türlü sonuç karşısında yılmayın,yıkılmayın ,kendinize olan güveninizi hiçbir zaman kaybetmeyin.


SINAV KAYGISIYLA BAŞA ÇIKMA YOLLARI

Gerçekte sağlıklılığın korunması ve aşama yapılması için belirli düzeyde, aşırı olmayan, kaygıya ihtiyaç vardır.
Kaygı temelde kişiye rahatsızlık veren olayın kendisinden değil olayın kişi için taşıdığı anlamdan kaynaklanmaktadır. Bir çok öğrenci sınavlarla birlikte kişiliğinin ve varlığının değerlendirildiğini düşünür.
Kaygı, beyinde öğrenmek için gerekli olan protein zincirlerinin kurulmasını engeller. Daha açık bir ifadeyle kaygı zihinsel faaliyeti açan en önemli faktörlerdendir.
İnsanın kaygıdan kurtulabilmesi için öncelikle vücudunu gevşetmeyi öğrenmesi gerekir. Vücudu gevşetmenin üç yolu vardır.

  • Doğru nefes alma

  • Fizik egzersizi

  • Düşünce biçimini düzenleme

Doğru nefes almak: Doğru nefes vücudu rahatlatır, gevşenmeyi sağlar. Vücutta daha fazla oksijen yakılmasından dolayı, öğrenme sırasında beyinde meydana gelen protein bağlarının kurulmasını sağlar. Oksijenin vücudun en uç noktasına gitmesini ve stresin ortadan kalkmasını ya da azalmasını sağlar. Doğru nefes alma nasıl olmalı: Doğru nefes almada akciğerin tamamı oksijen ile dolar. Sağ elinizin avuç içini midenize, sol elinizi göğsünüze koyun. Nefes aldığınızda sağ eliniz hareket ediyorsa doğru nefes alıyorsunuz demektir.
Günde 40-50 defa doğru nefes alma egzersizi yapmak kaygıyı düşürür.

  1. Düzenli fizik egzersizi:

Fizik egzersizinin yararları:

  1. Kas gevşemesi
  2. Zihinsel gevşeme
  3. Yapılan işte etkinliğin artması
  4. Enerjide artış
  5. Endişelerde azalma
  6. Daha iyi sağlık
  7. Duygusal rahatlık
  8. Kendine güven artışı

Günde 10-20 dakika düzenli egzersiz yapmanın sınavlara hazırlanan gence sağlayacağı yararlardan birincisi kaygıyı azaltması, ikincisi öğrenmede etkinliğin artması.
Gerginliğin damarlarda daralmaya neden olduğu için hücrelere giden kan miktarında azalma olur. Sınav stresini yaşayan gencin durumu budur. Bu da hücrelerin yetersiz beslenmesi demektir. Bu durumda vücutta salgılanan bazı maddeler öğrenmeyi zorlaştırır ve hücrelerin kapasitelerini tam manasıyla kullanamamasına neden olur.
Fizik egzersizi öğrenmeyi kolaylaştırır. Fiziksel egzersizden sonraki rahatlama sırasında salgılanan seratonin adındaki madde öğrenmek için gerekli olan zihinsel ortamın doğmasına neden olur.
Bir fizik egzersizi programı tamamlandığı zaman yorgunluk hissedilmemeli. Zıplayarak yapılan yorucu hareketlerden kaçınılması. Sağa sola eğilme. Öne eğilerek eli yere değdirme, dizleri bükerek yere eğilip hareketler yapın.

  1. Düşünce biçimini düzenlemek:

Kaygıyı azaltmak için pratik öneriler:


Sınav için olumlu düşünün. Sınavdan önce zihninizde geçmişteki başarısızlıklarınızı değil başarılarınızı  düşünün. Kendinize güvenin.
“Mahvolurum” “hapı yutarım” gibi düşüncelerin problemi çözmeye yararı olmadığını unutmayın.
Sınav bilgilerin ölçülmesidir kişiliğinizin değil.
Yapamayacağım, başaramayacağım şeklindeki düşüncelerden kurtulun. Bu düşünceler sınavı baştan kaybetmenize neden olur.
Daha önceki başarısızlıklar sebeplerini araştırın. Onları telafi edilmesine çalışın. Başka bir deyişle, aynı sebeplerin yeni bir başarısızlığa yol açmasına izin vermeyin.


ÇOCUKTA GÜVEN DUYGUSU Yukarı Yukarı

Çocuğu doğurmak ve karnını doyurmak önemli değildir. Önemli olan çocuğun gönlünü doyurmaktır. Farkında olmadan çocuklarımıza karşı öyle sözler söylüyoruz ki, yıllarca hatta bir ömür boyu sürecek kişilik bozukluklarına ve özgüven yoksunluğuna yol açabiliyoruz.

Amerika'da bir mucit profesöre, kendisini diğer insanlardan farklı kılan sebebi soruyorlar, başarısının sırrını söylemesini istiyorlar. Çok ilginç bir cevap veriyor :

"Başarımın sırrı annemin 6 yaşımdayken bana takındığı bir tavırdır. 6 yaşımdayken buzdolabından süt alırken süt şişesini düşürüp kırdım. Annem olayı görünce beni dövmedi, kızmadı. Aaaa Henri sütten ne güzel bir göl oluşturmuşsun. Bu gölde benimle biraz oynamak ister misin?"

Bir süre oynadıktan sonra annem :
"Biliyor musun Henri, herkes kendi yaptığı şeyleri kendisi toplamalıdır. Şimdi bu süt gölünü temizlemek için benden sünger mi istersin, havlu mu ?"

Elimden geldiğince dökülen sütü temizledikten sonra annem beni bahçeye çıkardı. Süt şişesinin, düşürmeden nasıl taşınacağını bana gösterdi. Bu olay benim diğer insanlardan farklı olmamı sağlamıştır"
Evet mucit profesör başarısının sırrını bu şekilde ifade ediyor. Bu olay sadece ona mahsus bir özellik değildir. Onun annesi büyük bir eğitimcidir. Çocuğunun kendisine olan güven duygusunu yıkmadan bir şey öğretmiştir. Şunu kabul etmeliyiz ki, hata yapmaktan korkan bir insan hiçbir şey yapamaz. Çocuğun hata yapmaktan korkmayacağı bir ortam oluşturmak biz büyüklerin en büyük
görevlerinden biridir. Böylece çocuğun girişimcilik ruhunu öldürmemiş oluruz. Bugün toplumumuzdaki kişilik bozukluklarının sebebi ailelerin eğitim hatalarıdır.

Çocuğumuzun hatalarını olabildiğince görmezden gelelim. Onların olumlu taraflarını fark edip takdir edelim, motive edelim, onore edelim. Japonların başarı sırlarından biri bir şirkette çaycısından mühendisine kadar herkesin takdir edilmesidir.

Birkaç gün önce benim de yukarıda anlattığım olay başıma geldi. 8 yaşındaki oğlum kuruyemişi halıya döktü. Kızmadan toplamasını istedim. Sonra şarjlı süpürgeyle, daha sonra da deterjanlı bezle halıyı elinden geldiğince temizledi. Olaydan haberdar olan titiz eşim geldi ve "bu ne biçim temizlik, zaten elinizden hiçbir şey gelmez, sakar şey" gibi sözler söyledi. Oysa çocuk yaptığı
temizlik için övgü bekliyordu. Dikkat ederseniz bir çocuğa söylenebilecek en zararlı sözü söyleyen eşim açıklamalarıma aldırış bile etmiyordu. Birkaç gün önce 7 yaşındaki kızım mutfak musluğunu açık unutmuş ve mutfak göl haline gelmişti. Bu olaylar aklıma geldi ve hiç kızmadım. Mutfağı temizleyip kurutup eski haline getirmem saatlerimi, günlerimi aldı ama ben de bu arada kendime
hakim olarak hiç kızmadığım için kendimi tebrik ettim. Sadece yumuşak bir sesle "Bundan sonra daha dikkatli ol tamam mı?" dedim.

Birden bir yakın arkadaşımın anlattığı benzer bir olay aklıma geldi: "13-14 yaşlarındaydım. Evimizin bahçesini uzun süre uğraşarak belledim. Babam gelince en azından bir aferin demesini bekliyordum. Babam geldi, bahçeye şöyle bir baktı. Hiçbir şey söylemeden beli eline aldı ve benim bellediğim yerlerin bir kısmını tekrar belledi. O kadar bozuldum ki anlatamam. Ayakta öylece
yıkılmış bir durumda bir süre kaldım. O sırada karşı komşumuz Fadime Hanım durumu gördü ve bahçenin yanına gelerek babama "Ya İsmail Abi çocuk ne güzel bellemiş, niye sen tekrar belliyorsun ki?" Babam anlamazlıktan geldi ve "işte çocuğun yaptığı ne kadar olacak ki" benzeri bir söz söyledi. Bu olay o kadar ağırıma giti ki yıllarca unutamadım. İçimde bir ukde olarak kaldı. 7-8 yıl sonra üniversitede öğrenci iken bu durumu en yakın birkaç arkadaşıma anlatarak rahatladım".

Benzeri bir olayı da şu şekilde yaşamış arkadaşım. Yine kendisi anlatıyor :
"12-13 yaşlarındaydım. Evimiz şehir merkezine uzaktı. Evimizin yakınında market yoktu. Babam beni çarşıya tavuk almaya yolladı. Otobüsle çarşıya gidip gelmeyi yeni yeni öğreniyordum. Tavuğu alıp eve gelirken zafer kazanmış bir komutan gibi gururluydum. Ama tavuğu istenilen şekilde alamamışım. O sırada evde komşu kızı da vardı. Babam "Gene becerememiş" dediğinde öyle yıkıldım, öyle utandım ki anlatamam. Bir çölde tek başına terkedilmiş gibi hissettim kendimi. Bu olay orada kalmadı. Aradan yıllar geçti. Başka bir şekilde üniversitede öğrenci iken
ev arkadaşlarımla tavuk yemeği yapmaya karar verdik. Beni tavuk almak üzere çarşıya yollamak istediklerinde birden paniğe kapıldım. "Arkadaşlar ben tavuk almasını bilmem, beni kandırırlar, kesinlikle gidemez, ben beceremem" dedim. Arkadaşlarım çok şaşırdı ama neticede ben gidemedim. Hatta lokantaya dahi girmekten çekinir hale geldim. Üniversitede iken lokantaya gitme amacıyla yurttan çıktığımda lokantada yanlış bir şey yapacağım veya kandırılacağım
endişesiyle lokantaya giremeyerek yemek yemeden geri geldiğim dahi olmuştur. Görüldüğü gibi yanlış bir söz, yanlış bir tavır, çocuklarımızın bilinç altına yerleşmekte, onlarda "işe yaramaz, beceriksiz, kendine güvensiz , girişimci ruhu ölmüş" duyguları oluşturmaktadır. Batıda başarısızlığın kutlama yapılarak ödüllendirilmesi gibi bir yöntem dahi uygulanmaktadır. Böylece başarısızlık karşısında çocuğun yıkılması engellenmeye çalışılmaktadır.

Doktorların hatası ölümle veya sakat bırakmakla sonuçlanmakta, ebeveyn ve öğretmenlerin hatası ise çocukta yetenek kaybı ve kişilik bozukluğu, iletişim bozukluğu, özgüven yoksunluğu olarak kendini göstermektedir.


YİBOLARIN YİBO OLMASINDAN KAYNAKLI SORUNLAR Yukarı Yukarı

        Yatılılık" kavramı kendi içerisinde çeşitli anlamları barındıran bir özelliğe sahiptir. Yatılılık, aile hasretini, paylaşımı, güzel dostlukları ve bunun yanında çok çeşitli zorlukları da içinde barındırmaktadır. Çok çeşitli nedenlerle kurulan yatılı okullar, diğer örgün eğitim kurumlarından her yönüyle farklılık göstermektedir. Bu farklıların en önemlisi; yatılı okullarda yaşamın yirmi dört saat sürmesidir. Diğer okullar belirli bir saatte açılıp belirli bir saatte kapanırken yatılı okullar sürekli olarak açıktır. Bu okullar aynı zamanda öğrencilerin barındıkları evleridir. Sürekli olarak bir arada olan öğrenci ve öğretmenler zor şartlarda eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Yönetim Açısından: Okul yöneticilerinin çoğu geçici görevle çalışmaktadırlar. Bu şekilde bir işleyiş yöneticilerin motivasyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bunun yanı sıra idarecilerin sürekli değişmesi nedeniyle istikrarlı bir çalışma yürütülememektedir. Denetçilerin destek vermekten ziyade açık arayan bir görev anlayışı içerisinde olmaları, iyi bir rehberlik ve moral destekten ziyade katı mevzuat uygulamacılığını seçmeleri çalışanlar üzerinde olumsuz etki yaratmaktadır. Çalışanlarda sürekli bir ceza korkusu yerine çalışmaların takdiri veya ödül l gibi motive edici unsurların kullanılması iş verimi açısından daha yararlı olur.
Yardımcı hizmetleri yürütecek personelin (Şoför, hizmetli,  kaloriferci, kütüphane memuru, aşçı) yeterli olmaması, mevcut personelin görevlendirmeyle başka kurumlara gönderilmesi işlerin aksamasına yol açmaktadır. Ayrıca hizmet aracının bulunmaması, sağlık hizmetlerini yürütecek personelin olmaması ve revirlerin yetersizliliği okul yönetimini zor duruma sokmaktadır. Bunlar içerisinde özellikle hemşire ve şoförün olmaması büyük sıkıntı yaratmaktadır. Gece öğrencilerde ani bir rahatsızlanma durumunda ilk müdahale ve doktora götürmeme gibi sıkıntılar yaşanmaktadır. Hasta öğrencilere ilaçları nöbetçi öğretmen ya da müdür yardımcısı tarafından verilmektedir.

Öğretmenler Açısından: Öğretmenlerimizin büyük bir bölümünün ilk görev yerlerinin YİBO  olması hem okul açsından hem de öğretmen açısından bir takım olumsuzlukları beraberinde getirmektedir. Yeni göreve başlayan öğretmen bir anda yatılı okulun ağır görev ve iş sorumluluğuyla karşılaştığında moral ve motivasyon bozukluğu ile karşı karşıya kalmaktadır. Derslere giriş çıkış, nöbet görevinin yanında öğrencilerin sosyal ve psikolojik sorunlarıyla karşı karşıya kalmak da öğretmende psikolojik yıpranma yaratmaktadır. Bu sorunun asgari düzeye indirilmesi için atamalar yapılırken yaş sınırı ve hizmet süresi dikkate alınarak YİBO’ya daha tecrübeli öğretmenlerin verilmesi için gerekli çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Öğrenci Açısından: Eğitim yaşam boyu süren önemli bir etkinliktir, geleceğimizdir. Bilindiği gibi bu süreç ailede başlar ve okulla devam eder. Sağlıklı, başarılı bireyler yetiştirmenin, hedefe uygun öğrenim yapmanın yolu sağlıklı eğitim ortamından geçer. Çocuğun gelişim sürecini sosyal yaşamdan, çevresel faktörlerden, okul ortamından ve en önemlisi aile yaşantısından bağımsız düşünemeyiz. Okulumuzun YİBO olması, fiziki koşulların yetersizliğinden, sosyal yaşamın darlığından kaynaklı birtakım sorunları beraberinde getirmektedir. Biz ekip olarak tüm bu sorunların yanında en önemli sorunun çocuklarımızın ailelerinden uzak olmaları olduğuna inanıyoruz. Küçük yaşlarda ailelerinden uzak kalmaları öğrencileri psikolojik yönden olumsuz etkilemektedir. Bu durum çocukların sosyal ve kişilik gelişimini olumsuz etkilemektedir. Ailelerine, anne-babalarına en yakın olmaları gereken çağlarda onlardan uzak kalmaları çocuklarda öz güven sorunu yaratmakta, içine kapanık, ileriki dönemlerde sosyal ilişki kurmakta zorluk yaşamalarına neden olmaktadır. Toplulaştırılmış eğitim yaklaşımı ile kurulan YİBO’lar kurum olarak yalnızdır. YİBO’lar kendine has yasal kuralları olmadan, İlköğretim Kurumları Yönetmeliğine dayalı olarak yönetilmektedir. Yöneticileri vekil, öğretmenleri deneyimsizdir. Kurum olarak yalnızlık budur.


Eğitimde feda edilecek fert yoktur............. Eğitim çocuğu sevmekle başlar.............. Bir insan herşeyi yapamaz, ama bir şey yapabilir............... Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.................
Atatürk Köşesi
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Tunceli Pülümür Yatılı İlköğretim Bölge Okulu, Tüm Hakları Saklıdır. © 2009 - / Tasarım & Uygulama: Ahmet Geyik.